Egemen Hukuk Bürosu
Tasdik edilen konkordato projesinin alacaklılar üzerindeki bağlayıcı etkisi

Konkordato Projesi Alacaklıyı Bağlar mı?

Konkordato sürecinde alacaklıların en çok yanıldığı noktalardan biri, projeye karşı oy vermenin veya toplantıya hiç katılmamanın tasdik edilen konkordatodan etkilenmemeyi sağlayacağı düşüncesidir. Konkordato bireysel sözleşme mantığıyla işlemez. Kanuni çoğunlukla kabul edilen ve mahkeme tarafından tasdik edilen proje, belirli istisnalar dışında konkordatoya tabi alacaklılar bakımından bağlayıcı sonuç doğurur.

Bu sebeple “Ben kabul etmedim, beni bağlamaz” yaklaşımı konkordatonun kolektif niteliğiyle uyuşmaz.

Borçlu tarafından hazırlanan proje ilk sunulduğu anda alacaklıları bağlamaz. Önce kanunda öngörülen süreç işletilir; alacaklar belirlenir, proje müzakere edilir, gerekli çoğunluk aranır ve ardından mahkeme tasdik şartlarını inceler.

Bağlayıcılık açısından belirleyici aşama konkordatonun mahkeme tarafından tasdik edilmesidir.

Tasdik kararıyla birlikte konkordatonun hangi tarihten itibaren bağlayıcı olacağı kararda gösterilir. Tasdik edilen projenin hükümleri de alacaklıların borçludan hangi miktarı, hangi vadede ve hangi şartlarla talep edebileceğini belirler.

Örneğin 1 milyon TL adi alacağı bulunan kişinin alacağı için tasdik edilen projede yüzde 80 ödeme ve iki yıllık vade öngörülmüşse, alacaklı kural olarak alacağını proje dışında eski vadesiyle ve tam tutarıyla tahsil etmeye devam edemez.

Alacaklı projeye toplantıda ret oyu vermiş olsa bile sonuç değişebilir.

Konkordato hukukunun amacı bütün alacaklılardan tek tek onay almak değildir. Böyle bir sistem kabul edilseydi tek bir alacaklı dahi bütün yeniden yapılandırmayı engelleyebilirdi.

Kanun bunun yerine belirli alacaklı ve alacak miktarı çoğunluklarının sağlanmasını yeterli görür. Çoğunluk oluşur ve proje mahkemece tasdik edilirse, konkordatonun kapsamındaki karşı oy sahibi alacaklı da tasdik edilen koşullarla bağlı olabilir.

Toplantıya hiç katılmayan alacaklı açısından da aynı temel yaklaşım geçerlidir.

“Ben oylamada yoktum, dolayısıyla verilen karar beni ilgilendirmez” denilemez. Alacaklının toplantıya katılmaması, konkordatonun kolektif etkisini ortadan kaldırmaz.

Alacağını komiserliğe süresinde bildirmemiş alacaklı bakımından da yalnız bildirim yapılmadığı gerekçesiyle tasdik edilen konkordatonun dışında kalındığı sonucuna ulaşmak doğru değildir.

Alacağın borçlunun bilançosunda kayıtlı olup olmadığı, alacaklının müzakerelere katılabilmesi ve konkordatonun bağlayıcılığı farklı hukuki meselelerdir.

Bildirim yapılmaması alacaklının müzakerelerdeki konumunu ciddi biçimde etkileyebilir; fakat “bildirmedim, o hâlde konkordato beni bağlamaz” şeklinde genel bir sonuç doğurmaz.

Konkordatonun hangi alacakları kapsadığı belirlenirken alacağın doğum tarihi özellikle önem taşır.

Kural olarak konkordato talebinden önce veya kanunun bağlayıcılık için esas aldığı dönem içinde doğmuş alacaklarla, mühlet sırasında borçlunun komiserin izniyle yaptığı yeni işlemlerden doğan borçlar aynı hukuki rejime tabi değildir.

Şirketin konkordato sürecinde ticari faaliyetini sürdürmesi sırasında ortaya çıkan yeni borçların tamamını eski konkordato borçlarıyla aynı sepete koymak doğru değildir.

Örneğin konkordato mühletinden önce şirkete mal satan bir tedarikçinin alacağı ile mühlet sırasında komiserin gözetiminde yapılan yeni bir mal alımından doğan borç farklı şekilde değerlendirilir.

Konkordatonun bağlayıcılığının istisnaları da bulunmaktadır.

İcra ve İflas Kanunu, bazı alacakları konkordatonun genel bağlayıcı etkisinin dışında tutar veya bunlar için özel bir rejim öngörür.

Özellikle kanunda belirtilen imtiyazlı alacaklar ile rehinli alacakların rehinle karşılanan bölümü bakımından adi alacaklarla aynı sonuca otomatik olarak ulaşılamaz.

Bu nedenle “Konkordato bütün borçları yüzde 70'e düşürdü” şeklindeki genel bir ifade hukuken eksiktir.

Önce alacağın adi mi, imtiyazlı mı, rehinli mi olduğu ve rehin varsa teminatın alacağın ne kadarını karşıladığı belirlenmelidir.

Rehinli alacağın teminat dışında kalan kısmı bakımından farklı bir konkordato etkisi doğabilir. Alacağın yalnız ismine bakarak tamamının rehinli veya tamamının adi kabul edilmesi doğru hesap vermeyebilir.

Kefil ve avalistlerin durumu ise bağlayıcılık meselesinin başka bir boyutudur.

Borçlu şirket hakkında tasdik edilen konkordato, şirket borcuna kefil olan veya kambiyo senedine aval veren üçüncü kişiyi kendiliğinden aynı ödeme planına dahil etmez.

Alacaklının asıl borçlu şirkete karşı konkordato koşullarıyla bağlı olması, üçüncü kişilere karşı sahip olduğu hakların da otomatik olarak aynı ölçüde ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Bununla birlikte alacaklının birden fazla borçludan toplamda alacağından fazlasını tahsil etmesi elbette mümkün değildir. Üçüncü kişiden yapılan tahsilat, asıl borç ilişkisi bakımından hesaba katılır.

Tasdik edilen konkordatonun icra takipleri üzerinde de doğrudan etkisi vardır.

Tasdikten önce başlatılmış ve mühlet nedeniyle ilerleyemeyen bir icra dosyası, tasdik kararından sonra hiçbir şey olmamış gibi eski koşullarıyla sürdürülemez. Takibin geleceği tasdik kararının ve konkordato projesinin hükümleriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Örneğin proje borcun yüzde 75'inin belirli taksitlerle ödenmesini öngörüyorsa alacaklı eski icra dosyasını kullanarak aynı borcun yüzde 100'ünü derhâl tahsil etmeye çalışamaz.

Konkordatonun bağlayıcı olması, borçlunun projeyi uygulayıp uygulamamakta serbest olduğu anlamına da gelmez.

Tasdik kararıyla borçlu açısından da yeni bir ödeme düzeni ortaya çıkar. Borçlu projede taahhüt ettiği tutarları ve vadeleri yerine getirmek zorundadır.

Projeye uygun ödeme yapılmaması hâlinde alacaklı için konkordatonun feshiyle ilgili hukuki yollar gündeme gelebilir. Borçlunun tasdik edilmiş projeyi ihlal etmesi, “Konkordato var, artık hiçbir şey yapılamaz” şeklinde yorumlanamaz.

Bağlayıcılığın sınırlarını anlayabilmek için konkordato tasdik kararının yalnız sonuç bölümüne değil, tasdik edilen projenin kendisine de bakılmalıdır.

Ödeme oranları, taksit tarihleri, alacak grupları, varsa teminat düzenlemeleri ve konkordatonun hangi tarihten itibaren hüküm doğuracağı birlikte okunmalıdır.

Aynı şirket hakkında iki alacaklının farklı sonuçlarla karşılaşmasının nedeni çoğu zaman budur. Birinin adi ve teminatsız alacağı bulunurken diğerinin ipotekle güvence altına alınmış alacağı olabilir. Üçüncü alacaklı ise mühlet döneminde doğmuş yeni bir alacağın sahibi olabilir.

Hepsinin karşısında aynı konkordato kararı bulunmasına rağmen hukuki konumları aynı değildir.

Konkordatonun kolektif yapısı alacaklının bireysel tercihinin tamamen önemsiz olduğu anlamına gelmez. Alacaklı toplantıda oy kullanabilir, tasdik aşamasında itirazlarını ileri sürebilir ve şartları varsa kanun yoluna başvurabilir.

Ancak proje tasdik edilip bağlayıcı hâle geldikten sonra temel soru artık “Bu projeye oy verdim mi?” değildir. Asıl soru, benim alacağım tasdik edilen konkordatonun kapsamına giriyor mu ve giriyorsa hangi ödeme şartlarına tabi? Konkordatonun bağlayıcılığı bu iki sorunun cevabıyla belirlenir.