Egemen Hukuk Bürosu
İflasta ipotek ve rehinle teminat altına alınmış alacakların tahsili ve rehin açığı

İflasta Rehinli Alacakların Durumu Nedir?

Bir şirketin iflas etmesi, şirket malları üzerindeki ipotek ve rehinleri ortadan kaldırmaz. Alacaklı borç verilmeden önce taşınmaz üzerinde ipotek kurdurmuş, araç üzerinde rehin almış veya başka bir geçerli ayni teminat edinmişse, borçlunun daha sonra iflas etmesi bu güvenceyi kendiliğinden hükümsüz hâle getirmez.

İflas hukukunda rehinli alacaklının konumu bu nedenle adi alacaklıdan farklıdır.

Adi alacaklı esas olarak iflas masasındaki genel malvarlığından kanuni sırası çerçevesinde pay almaya çalışırken, rehinli alacaklının belirli bir malın satış bedeli üzerinde öncelikli tahsil imkânı vardır.

Örneğin şirketin bankaya 12 milyon TL kredi borcu bulunduğunu ve bu borcun şirket adına kayıtlı fabrika binası üzerindeki ipotekle teminat altına alındığını düşünelim.

Şirketin iflasına karar verilmesiyle fabrika iflas tasfiyesinin konusu olabilir; ancak banka ipoteğini kaybetmez. Fabrikanın satışından elde edilen bedel bakımından bankanın rehin hakkı dikkate alınır.

Burada rehinli malın iflas masasının dışında kaldığını söylemek de tam olarak doğru değildir.

Mal tasfiye sürecinde yer alabilir; fakat satış bedelinin paylaşılması sırasında rehinli alacaklının hakkı özel olarak korunur.

Başka bir ifadeyle malın iflas tasfiyesine girmesi ile rehin hakkının sona ermesi aynı şey değildir.

Rehinli malın satılması sonucunda ilk önemli hesap, satış bedelinin rehinli alacağı karşılayıp karşılamadığıdır.

Bankanın 12 milyon TL alacağına karşılık ipotekli taşınmazın net satış değerinin 15 milyon TL olduğunu varsayalım. Rehnin kapsamı ve sıra durumu dikkate alınarak banka alacağını teminatından tahsil edebilir; artan değer ise tasfiye hükümleri çerçevesinde masaya kalabilir.

Tersi durumda taşınmazın yalnız 8 milyon TL'ye satılması, bankanın kalan 4 milyon TL alacağının ortadan kalktığı anlamına gelmez.

İşte burada rehin açığı gündeme gelir.

Rehin konusu malın satış bedeli rehinli alacağın tamamını karşılamıyorsa, teminattan karşılanamayan bölüm bakımından alacaklının iflas masasındaki konumu ayrıca belirlenir. Kalan alacak, şartlarına göre teminatsız alacak olarak iflas tasfiyesine katılabilir.

Bu ayrım rehinli alacaklının iflas dosyasını yalnız “ipoteğim var” düşüncesiyle takip etmemesi gerektiğini gösterir.

Teminatın gerçek ekonomik değeri, borcun toplam tutarı, rehin derecesi ve aynı mal üzerinde başka rehinlerin bulunup bulunmadığı birlikte incelenmelidir.

Aynı taşınmaz üzerinde birden fazla ipotek bulunması hâlinde rehin sırası kritik hâle gelir.

Örneğin birinci derecede 10 milyon TL'lik, ikinci derecede 8 milyon TL'lik ipotek bulunan taşınmazın net satış bedeli 12 milyon TL ise iki bankanın ekonomik konumu aynı değildir.

Satış bedelinin dağıtımında rehinlerin derecesi, kapsamı ve kanuni sıra hükümleri dikkate alınır. İkinci sıradaki rehinli alacaklının tapuda ipoteğinin bulunması, satış bedelinin mutlaka kendi alacağının tamamını da karşılayacağı anlamına gelmez.

Rehinli alacağın faiz ve ferileri bakımından da teminatın kapsamına bakılması gerekir.

Tapuda kurulan ipoteğin türü, ipotek limiti ve sözleşme içeriği önem taşıyabilir. Özellikle üst sınır ipoteğinde, teminatın hangi miktara kadar hangi alacak unsurlarını kapsadığı ayrıca değerlendirilir.

Alacak miktarının rehin limitini aşması hâlinde bütün borcun aynı ölçüde teminatlı olduğu varsayılmamalıdır.

İflasın açılmasından önce rehinli alacaklı tarafından rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılmış olması da mümkündür.

İflas kararıyla birlikte takiplerin ve satış işlemlerinin durumu, iflasın toplu tasfiye niteliği ve rehinli alacaklara ilişkin özel hükümler çerçevesinde ele alınır.

Rehinli alacaklının bireysel takipte bazı özel haklara sahip olması, iflasın açılmasından sonra tasfiye sistemini yok sayarak dilediği şekilde hareket edebileceği anlamına gelmez.

Rehin konusu mal borçlu şirkete değil, üçüncü kişiye aitse tablo farklılaşabilir.

Örneğin şirketin banka kredisi için şirket ortağının kişisel taşınmazı ipotek edilmiş olabilir. Şirket iflas etmiştir; fakat ipotekli taşınmaz şirketin değil ortağın mülkiyetindedir.

Bu taşınmaz sırf şirketin borcunu teminat altına aldığı için şirketin iflas masasının malı hâline gelmez.

Buna karşılık bankanın üçüncü kişi tarafından verilen ipoteğe dayanma hakkı, teminat ilişkisinin kapsamı içinde varlığını sürdürebilir.

Bu ayrım şirket ortakları açısından özellikle önemlidir. Şirketin iflas etmesi ile ortağın kişisel malvarlığının iflas masasının parçası hâline gelmesi aynı şey değildir.

Kefalet ve aval de rehinle karıştırılmamalıdır.

Şirket borcu için bir gerçek kişinin kefil olması veya kambiyo senedinde aval vermesi, alacaklıyı o kişinin belirli bir malı üzerinde rehinli alacaklı yapmaz. Bunlar şahsi teminatlardır.

Rehin ise belirli bir mal veya hak üzerinde ayni güvence sağlar.

Bir alacaklının hem ipoteği hem kefili bulunabilir. Bu durumda rehinli alacak, kefalet sorumluluğu ve asıl borçlunun iflası birbirinden ayrı hukuki ilişkiler olarak incelenir.

İflas tasfiyesinde rehinli mal satıldığında satış bedelinden satış ve muhafaza giderlerinin etkisi de göz ardı edilmemelidir.

Bir taşınmazın ihale bedeli ile rehinli alacaklıya fiilen ulaşabilecek net tutar aynı olmayabilir. Tasfiye giderleri ve kanunun satış bedelinden karşılanmasını öngördüğü kalemler hesaba katıldıktan sonra gerçek tahsil miktarı ortaya çıkar.

Bu nedenle rehinli alacaklının teminatını değerlendirirken yalnız ekspertiz raporundaki brüt piyasa değerine bakması yanıltıcı olabilir.

Örneğin 20 milyon TL değer biçilen bir taşınmazın cebri satış koşullarında daha düşük bedelle satılması, üzerinde daha önce gelen bir ipotek bulunması ve satış giderlerinin düşülmesi hâlinde sonraki rehinli alacaklıya kalan tutar beklenenden çok daha düşük olabilir.

İflasta rehinli alacaklı güçlü bir hukuki konuma sahiptir; fakat rehin, borcun mutlaka yüzde yüz tahsil edileceğinin garantisi değildir.

Teminatın gücü ancak rehin konusu malın gerçek satış değeri, alacağın miktarı, rehnin derecesi ve kapsamı birlikte görüldüğünde anlaşılır.

İflas dosyasında rehinli alacaklı için en önemli hesap da burada yapılır: Rehin hangi alacağı, hangi limite kadar ve hangi sırada güvence altına alıyor; malın net satış değeri bu güvenceyi ne ölçüde karşılıyor?

İflas, rehin hakkını silmez. Fakat rehni teorik bir tapu veya sicil kaydından çıkarıp gerçek ekonomik sınavına sokar. Satış sonunda teminatın değeri borcu karşılıyorsa rehin gücünü gösterir; karşılamıyorsa aradaki fark artık iflas masasındaki tahsil ihtimaline bağlıdır.