İflasta İstihkak İddiası Nasıl İleri Sürülür?
İflas tasfiyesinde şirketin deposunda, fabrikasında veya ofisinde bulunan her eşyanın iflas eden şirkete ait olduğu kabul edilemez. Başka bir şirkete ait makine kiralanmış olabilir, müşterinin malları geçici olarak depoda tutulabilir veya üçüncü kişiye ait ekipman şirket tarafından yalnızca kullanılmak üzere teslim alınmış olabilir. Bu tür bir mal iflas masasına dahil edildiğinde gerçek hak sahibinin başvurabileceği yol istihkak iddiasıdır.
İstihkak iddiasının temelinde basit bir düşünce vardır: İflas masası yalnız müflise ait malvarlığını tasfiye edebilir.
Bir mal fiziksel olarak iflas eden şirketin elinde bulunuyor diye mülkiyeti şirkete geçmez.
Örneğin üretim şirketinin fabrikasında 15 milyon TL değerinde bir makine bulunduğunu düşünelim. Makine başka bir şirketten kiralanmış ve üretimde kullanılıyor olabilir. İflas açıldığında makinenin fabrikada bulunması, onu otomatik olarak iflas eden şirketin malı hâline getirmez.
Gerçek malik, makinenin iflas masasından çıkarılarak kendisine verilmesini isteyebilir.
Bu talep bir alacak kaydı değildir.
Üçüncü kişi “Şirket bana 15 milyon TL borçlu” dememekte, “Bu 15 milyon TL değerindeki mal zaten benim” demektedir.
Aradaki fark son derece önemlidir.
Alacaklı, iflas masasındaki malvarlığının satışından pay almaya çalışır. İstihkak iddiasında bulunan kişi ise malın baştan itibaren masaya ait olmadığını ileri sürerek aynen kendisine verilmesini talep eder.
İstihkak iddiası yalnız makineler bakımından ortaya çıkmaz.
Araçlar, ticari mallar, hammaddeler, depolanan ürünler, bazı ekipmanlar veya mülkiyeti üçüncü kişide bulunan diğer malvarlığı unsurları da uyuşmazlığın konusu olabilir.
Özellikle lojistik, depolama, fason üretim ve makine kiralama ilişkilerinde iflas eden şirketin fiilî hâkimiyetindeki malların kime ait olduğunun belirlenmesi ciddi ekonomik önem taşır.
Üçüncü kişinin yapması gereken ilk şey mülkiyet iddiasını açık biçimde iflas idaresine bildirmektir.
Malın mümkün olduğunca kesin şekilde tanımlanması gerekir.
“Depodaki makineler bana ait” şeklindeki genel bir iddia yerine marka, model, seri numarası, üretim numarası, fatura bilgisi veya mala özgü diğer ayırt edici kayıtların sunulması ispatı güçlendirir.
Fatura önemli bir belge olabilir; fakat mülkiyet uyuşmazlığında her zaman tek başına yeterli olduğu düşünülmemelidir.
Sözleşme, teslim tutanağı, sevk irsaliyesi, banka ödeme kayıtları, demirbaş listeleri, seri numaraları, kira veya kullanım sözleşmeleri, sigorta kayıtları ve ticari defterler birlikte değerlendirilebilir.
İflas idaresi üçüncü kişinin istihkak iddiasını kabul ederse malın masada tutulmasının hukuki sebebi kalmaz ve hak sahibine teslimi gündeme gelir.
Asıl sorun, iflas idaresinin iddiayı reddetmesi hâlinde ortaya çıkar.
İcra ve İflas Kanunu'nun 228. maddesi, üçüncü kişilerin istihkak iddiaları bakımından özel bir sistem öngörmektedir. İflas idaresi üçüncü kişinin istihkak iddiasını reddederse, üçüncü kişiye istihkak davası açması için yedi günlük süre verir.
Bu kısa süre kritik önemdedir.
Üçüncü kişi malın kendisine ait olduğundan ne kadar emin olursa olsun, iflas idaresinin ret kararından sonra kanunun öngördüğü süre içinde hakkını yargı önüne taşımazsa ciddi hak kaybıyla karşılaşabilir.
Bu sebeple iflas dosyasında istihkak iddiasının akıbeti aktif biçimde takip edilmelidir.
İstihkak uyuşmazlığında malın iflas anında nerede bulunduğu kadar hangi hukuki ilişkiyle müflisin elinde olduğu da önemlidir.
Örneğin mal kiralama sözleşmesiyle verilmiş olabilir. Başka bir olayda satılmış fakat mülkiyetin geçişi konusunda uyuşmazlık çıkmış olabilir. Konsinye mal bırakılmış, mülkiyeti muhafaza kaydıyla satış yapılmış veya finansal kiralama ilişkisi kurulmuş olabilir.
Bu işlemlerin her birinin hukuki sonucu aynı değildir.
Özellikle “faturası benim adıma” veya “mal benim depomdan çıktı” şeklindeki tek bir olgu üzerinden mülkiyet sonucuna ulaşmak risklidir. Malın teslimi, sözleşmenin içeriği ve mülkiyetin ne zaman geçtiği birlikte incelenmelidir.
İstihkak iddiası ile rehin hakkı da birbirine karıştırılmamalıdır.
Bir banka makine üzerinde rehin hakkına sahipse “makine benimdir” dememektedir. Makinenin mülkiyeti borçlu şirkete ait olabilir; banka yalnızca alacağını güvence altına alan ayni hak sahibidir.
Gerçek malik ise mülkiyet hakkına dayanarak malın masadan tamamen çıkarılmasını ister.
Aynı şekilde şirketin satın aldığı ancak bedelini henüz ödemediği bir mal bakımından satıcının “parasını alamadım, mal hâlâ benimdir” düşüncesi her durumda doğru değildir.
Mülkiyet daha önce alıcı şirkete geçmişse satıcı artık malın maliki değil, satış bedeli bakımından alacaklı olabilir. Bu durumda istihkak yerine iflas masasına alacak kaydı gündeme gelebilir.
Tam tersine geçerli hukuki ilişki gereği mülkiyet satıcıda kalmışsa değerlendirme farklılaşabilir.
İflasın açılmasından kısa süre önce üçüncü kişiye yapıldığı ileri sürülen devirlerde muvazaa veya mal kaçırma tartışmaları da ortaya çıkabilir.
Örneğin iflas eden şirketin çok değerli makinesinin iflastan birkaç gün önce şirket ortağının başka bir şirketine satıldığı iddia ediliyorsa, yalnız bir fatura ibraz edilmesi uyuşmazlığı sona erdirmeyebilir.
İşlemin gerçekliği, bedelin ödenip ödenmediği, teslim ve ticari kayıtlar incelenebilir; şartları varsa tasarrufun iptali veya iflas hukukuna özgü diğer hükümler de gündeme gelebilir.
Üçüncü kişi açısından malın satılmadan önce korunması da önemlidir.
İstihkak iddiasına konu malın tasfiye sırasında elden çıkarılması uyuşmazlığı daha karmaşık hâle getirebilir. Bu nedenle iddianın mümkün olan en erken aşamada ileri sürülmesi ve malın kimliğinin açık biçimde ortaya konulması gerekir.
İflas masasına giren bir malın değeri yüksek olduğunda istihkak uyuşmazlığı yalnız üçüncü kişi ile müflis arasındaki mesele değildir. Malın masadan çıkması, diğer bütün alacaklılara dağıtılabilecek toplam malvarlığını da azaltır.
Bu nedenle iflas idaresinin mülkiyet iddialarını incelemesi tasfiyenin bütün alacaklıları bakımından önem taşır.
İstihkak iddiasında belirleyici soru “Mal iflas günü kimin deposundaydı?” değildir. Asıl soru “Bu malın mülkiyeti hukuken kime aitti?” sorusudur.
İflas masası borçlunun malvarlığını topluca tasfiye eder; üçüncü kişilerin malvarlığını değil. Bu sınırın yanlış çizildiği yerde istihkak iddiası, mal sahibinin kendi malını başkasının borçlarının ödenmesinde kullanılmaktan koruyan temel araçtır.