İflas Kapandıktan Sonra Ödenmeyen Borçlar Ne Olur?
İflas tasfiyesinin kapanması ile borçların silinmesi aynı şey değildir. Bir borçlunun malları satılmış, elde edilen para alacaklılara dağıtılmış ve mahkeme iflasın kapanmasına karar vermiş olabilir. Fakat dağıtılan para bütün borçları karşılamadıysa “İflas kapandı, kalan borçlar da ortadan kalktı” şeklinde genel bir sonuç çıkarılamaz.
İflasın kapanması, öncelikle toplu tasfiye sürecinin tamamlandığını gösterir.
Örneğin gerçek kişi tacirin toplam 10 milyon TL borcu bulunduğunu, iflas masasından yapılan dağıtımlarla alacaklılara toplam 4 milyon TL ödenebildiğini düşünelim. Tasfiyenin kapanması, kalan 6 milyon TL'nin sırf kapanma kararı nedeniyle ödenmiş sayılması anlamına gelmez.
İflas hukukunda tahsil edilemeyen bölüm bakımından aciz belgesi önemli bir işleve sahiptir.
İcra ve İflas Kanunu'nun 251. maddesine göre idare, paraların dağıtılması sonucunda alacağının tamamını alamayan alacaklıya ödenmeyen miktar için aciz belgesi verir.
Bu belge, alacaklının tasfiye sonunda ne kadar alacağını tahsil edemediğini ortaya koyar.
Aciz belgesinin hukuki etkilerinden biri, alacaklının ileride belirli şartlarla yeniden takip imkânına sahip olabilmesidir.
Ancak burada özellikle gerçek kişi borçlu bakımından önemli bir sınırlama vardır.
İİK m. 251 uyarınca müflis, aciz belgesine bağlanan borç için yeni mal iktisap etmedikçe yeniden takip edilemez.
Bu kural, iflas etmiş gerçek kişinin tasfiye biter bitmez aynı borçlar için yeniden takip baskısı altında bırakılmasını önleyen özel bir mekanizma oluşturur.
“Yeni mal iktisabı” kavramı ise yalnız kişinin adına bir taşınmaz tescil edilmesi kadar basit değildir.
Borçlunun iflastan sonraki ekonomik durumunda meydana gelen değişiklikler ve takip konusu yapılmak istenen malvarlığının niteliği değerlendirilmelidir. Yeni takipte borçlunun yeni mal iktisap etmediğini ileri sürmesi hâlinde kanunun öngördüğü özel usul gündeme gelir.
İflas kapandıktan sonra ödenmeyen borçlar konusunda gerçek kişi ile sermaye şirketini aynı hukuki durumda düşünmemek gerekir.
Gerçek kişi tacirin kişiliği iflasın kapanmasıyla sona ermez. Kişi yaşamaya, mal edinmeye ve ekonomik faaliyette bulunmaya devam eder. Bu nedenle tasfiye sonunda karşılanmayan borçların sonraki dönemdeki hukuki etkisi önemini korur.
Anonim veya limited şirket bakımından ise iflasın tamamlanması şirketin tasfiyesi ve tüzel kişiliğinin sona ermesi süreciyle birlikte değerlendirilir.
Türk Ticaret Kanunu uyarınca iflas hâlinde tasfiye, iflas idaresi tarafından İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yürütülür. Tasfiyenin tamamlanmasının ardından şirketin ticaret sicilindeki hukuki durumu da ayrıca sonuç doğurur.
Bu sebeple bir şirketin iflasından kalan 5 milyon TL alacak ile gerçek kişi tacirin iflasından kalan aynı miktardaki alacağın gelecekte tahsil imkânı aynı şekilde değerlendirilemez.
Şirketin sicilden terkin edilmiş olması hâlinde de her olay “Artık hiçbir hukuki işlem yapılamaz” denilerek kapatılamaz. Tasfiyede unutulmuş malvarlığı, eksik tasfiye veya sonradan ortaya çıkan haklar gibi durumlar şirketler hukuku bakımından ayrıca değerlendirme gerektirebilir.
İflasın kapanmasından sonra sonradan bir malın ortaya çıkması da farklı bir ihtimaldir.
İİK m. 255, iflas kapandıktan sonra tasfiyeden hariç kalmış bir mal bulunduğunda bu malın iflas dairesi tarafından paraya çevrilmesine ve elde edilen bedelin alacaklılara dağıtılmasına imkân verir.
Örneğin tasfiye sırasında bilinmeyen önemli bir alacak sonradan tahsil edilmiş veya borçluya ait olduğu fark edilmeyen bir malvarlığı değeri bulunmuş olabilir.
Böyle bir durumda kapanmış iflasın bütün aşamalarının sıfırdan tekrarlanması yerine, bulunan değer üzerinden tamamlayıcı işlemler yapılabilir.
Alacaklı bakımından önemli başka bir konu kefil, avalist veya müşterek borçlu gibi diğer sorumluların durumudur.
Asıl borçlunun iflas etmesi ve iflas masasından alacağın tamamının tahsil edilememesi, diğer sorumluların borcunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Örneğin şirketin banka borcuna şirket ortağı şahsen kefil olmuşsa, şirketin iflas tasfiyesinin kapanması kefilin sorumluluğunu sırf bu nedenle sona erdirmez. Kefaletin kapsamı ve şartları ayrıca değerlendirilir.
Benzer şekilde kambiyo senedinde aval veren kişinin sorumluluğu da şirketin iflasından ayrı hukuki esaslara tabidir.
Alacaklının iflas masasından kısmi ödeme alması hâlinde ise aynı alacağın tamamını ikinci kez tahsil etmesi mümkün değildir. Masadan yapılan ödeme toplam borç hesabında dikkate alınır; diğer sorumlulara ancak hukuken kalan miktar ve kendi sorumluluklarının kapsamı çerçevesinde başvurulabilir.
İflasın kapanmasından sonra borcun hukuki durumunu değerlendirirken zamanaşımı da gözden kaçırılmamalıdır.
İflas aciz belgesine bağlanan alacaklar bakımından kanunun özel zamanaşımı hükümleri bulunmaktadır. Bu nedenle “İflas kapandı, istediğim zaman yeniden takip yaparım” düşüncesi kadar “Dosya kapandı, artık hiçbir hak kalmadı” düşüncesi de yanıltıcı olabilir.
Hangi belgenin düzenlendiği, borçlunun kim olduğu, kapanma tarihi, sonradan mal edinilip edinilmediği ve alacağın başka sorumlulara karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği birlikte incelenmelidir.
İflas sistemi alacaklıya her durumda tam ödeme garantisi vermez. Bazı dosyalarda alacağın yalnız küçük bir bölümü tahsil edilebilir. Hukukun yaptığı, mevcut malvarlığını kanuni sıra içinde dağıtmak ve karşılanamayan bölümün hangi hukuki statüyle devam edeceğini belirlemektir.
Bu nedenle iflasın kapanması borcun ödendiğini değil, iflas masasının tasfiye görevini tamamladığını gösterir.
Geride kalan borcun geleceği ise borçlunun gerçek kişi veya tüzel kişi olması, aciz belgesi, sonradan ortaya çıkan malvarlığı ve varsa kefil ya da diğer borçluların hukuki durumuna göre ayrı ayrı belirlenir.