Dolandırıcılık Nedeniyle Adıma İcra Takibi Başlatılırsa Ne Yapmalıyım?
Bir sabah E-Devlet'te hiç kullanmadığınız bir krediye, satın almadığınız bir ürüne, imzalamadığınız bir senede veya kurmadığınız bir sözleşmeye ilişkin icra dosyasıyla karşılaşabilirsiniz. Kimlik bilgilerinin ele geçirilmesi, sahte imza kullanılması veya kişinin haberi olmadan adına işlem yapılması, ceza hukuku bakımından incelenmesi gereken bir fiil yaratırken aynı olay nedeniyle bir de icra takibi başlatılmış olabilir.
Böyle bir tabloda iki ayrı hukuki süreç vardır: Hakkınızda yürütülen icra takibi ve dolandırıcılık iddiasına ilişkin ceza süreci. Birinde işlem yapılması diğerini kendiliğinden çözmez.
Örneğin kişinin savcılığa giderek “Bu borç bana ait değil, dolandırıldım” şeklinde suç duyurusunda bulunması önemlidir; ancak yalnız suç duyurusunda bulunulmuş olması icra takibini otomatik olarak durdurmaz.
Bu yüzden ilk olarak icra dosyasının kendisi incelenmelidir.
Alacaklı kimdir? Takip hangi belgeye dayanıyor? Ödeme emri ne zaman tebliğ edildi? Takip türü nedir? İmza içeren bir belge var mı? Hangi miktar talep ediliyor?
Bu soruların cevapları, icra dosyasında hangi hukuki yolun kullanılacağını belirler.
Genel haciz yoluyla ilamsız takipte borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren kanuni süre içinde borca itiraz edebilir. Borçluya ait olmadığı ileri sürülen bir senet veya sözleşmedeki imza takip bakımından önem taşıyorsa imzaya yönelik itirazın da gereken açıklıkta ileri sürülmesi gerekir.
Takip kambiyo senedine dayanıyorsa tablo değişir. Çek, bono veya poliçeye dayanan kambiyo senetlerine özgü haciz yolunda başvurunun yapılacağı merci, süre ve inceleme usulü genel haciz yoluyla takipten farklıdır. Sahte olduğu düşünülen bir bono karşısında genel icra takibine ilişkin standart itiraz yönteminin kullanılması hak kaybına yol açabilir.
Dolandırıcılık iddiasında tebligat ayrıca dikkatle incelenmelidir.
Kişinin bilgileri hukuka aykırı biçimde kullanılırken gerçek adresinden farklı bir adres bildirilmiş olabilir. Ödeme emri kişinin hiç oturmadığı bir adrese gönderilmiş veya kişi takipten ancak banka hesabına haciz geldiğinde haberdar olmuş olabilir.
Bu durumda yalnız borcun maddi olarak kişiye ait olmadığı değil, ödeme emrinin hangi adrese ve hangi usulle tebliğ edildiği de incelenir. Tebligatın usulsüz olduğu iddiası, dosyanın şartlarına göre icra hukukunda ayrıca sonuç doğurabilir.
Sahte imza iddiası varsa belgenin aslının korunması büyük önem taşır.
Kişinin “Bu imza benim değil” demesi başlangıç noktasıdır; fakat uyuşmazlığın ilerleyen aşamalarında imzanın aidiyetinin teknik incelemeye konu olması gerekebilir. İmza örnekleri, belgenin aslı, düzenlenme biçimi ve taraflar arasındaki ilişkinin bulunup bulunmadığı değerlendirmede önem kazanabilir.
Benzer biçimde kişinin adına telefon hattı açılması, çevrim içi alışveriş yapılması veya finansal işlem gerçekleştirilmesi söz konusuysa elektronik kayıtlar da önem taşıyabilir.
İşlemin hangi telefon numarası üzerinden yapıldığı, hangi iletişim bilgileri kullanıldığı, teslimatın nereye gerçekleştirildiği, hangi banka hesabından ödeme yapıldığı veya dijital işlem kayıtlarının ne gösterdiği olayın aydınlatılmasında rol oynayabilir.
Bu tür bir olayda delillerin erken aşamada korunması önemlidir. Mesajlar, e-postalar, banka hareketleri, sözleşme örnekleri, ödeme emirleri ve ilgili elektronik kayıtlar daha sonra hem icra uyuşmazlığında hem ceza soruşturmasında gerekli olabilir.
Dolandırıcılık nedeniyle savcılığa yapılan suç duyurusu ile icra dosyasındaki savunma birbirine temas etse de aynı hukuki işlevi görmez.
Ceza soruşturmasında failin kim olduğu ve suç oluşup oluşmadığı araştırılır. İcra hukukunda ise alacaklının mevcut takip üzerinden cebri icraya devam edip edemeyeceği ve borçlunun hangi takip hukuku imkânlarını kullanabileceği değerlendirilir.
“Savcılığa şikâyet ettim, artık haciz yapılamaz” düşüncesi bu sebeple tehlikelidir.
Takibe süresinde itiraz edilmemiş ve takip kesinleşmişse durum daha karmaşık hâle gelebilir. Bu aşamada usulsüz tebligat bulunup bulunmadığı, borçlu olunmadığının tespitine ilişkin dava yolları, takip türüne özgü başvurular ve yapılmış bir ödeme varsa bunun geri alınmasına ilişkin hukuki imkânlar ayrı ayrı değerlendirilebilir.
Özellikle kişi borç kendisine ait olmadığı hâlde haciz tehdidi altında ödeme yapmak zorunda kalmışsa, yapılan ödemenin hukuki niteliği ve geri istenebilmesinin şartları ayrıca incelenir.
Dolandırıcılık iddiasının ortaya çıkması, alacaklı görünen kişinin mutlaka dolandırıcılığın faili olduğu anlamına da gelmez.
Örneğin sahte belge üçüncü bir kişi tarafından hazırlanmış, alacak daha sonra başka bir kişiye veya şirkete devredilmiş olabilir. İcra dosyasındaki alacaklı ile iddia edilen dolandırıcılık eyleminin faili aynı kişi olmayabilir. Ceza sorumluluğu bakımından kimin hangi fiili gerçekleştirdiği ayrıca araştırılır.
Bu ayrım, özellikle alacağın birden fazla kez devredildiği dosyalarda önemlidir.
Kişisel bilgilerin kötüye kullanılmasıyla oluşturulan sahte bir borç, yalnız parasal bir uyuşmazlık değildir. Kişi aynı anda banka hesaplarına haciz, maaş kesintisi, araç veya taşınmaz haczi gibi sonuçlarla karşılaşabilir. Gecikme yaşandıkça gerçekte var olmadığı ileri sürülen bir borcun icra dosyasındaki etkileri ağırlaşabilir.
Böyle bir durumda izlenecek yol yalnız “dolandırıldım” demekten ibaret değildir. İcra dosyasındaki sürelerin korunması, takip dayanağının incelenmesi, sahte olduğu düşünülen belgelerin tespit edilmesi, delillerin muhafaza edilmesi ve gerekiyorsa ceza sürecinin başlatılması birlikte ele alınmalıdır.
Dolandırıcılık kişinin iradesi dışında bir borç görüntüsü yaratabilir. Hukuki koruma ise bu görüntünün hem icra dosyasında hem de olayın ceza hukuku boyutunda ayrı ayrı ortadan kaldırılmasını gerektirir.