Usulsüz İcra Tebligatı Nasıl İptal Ettirilir?
Bir icra dosyasında ödeme emrinin aylar önce tebliğ edilmiş göründüğünü, takibin kesinleştiğini ve hakkınızda haciz işlemlerine başlandığını öğrendiğinizi düşünelim. Dosyadaki tebliğ mazbatasını incelediğinizde ise evrakın hiç oturmadığınız bir adrese gönderildiğini, aynı konutta yaşamayan bir kişiye teslim edildiğini veya kanunun aradığı tebligat işlemlerinin eksik bırakıldığını fark ettiniz.
Böyle bir durumda günlük dilde “tebligatı iptal ettirmek” denilse de hukuki mesele çoğu zaman tebligat evrakının fiziksel olarak ortadan kaldırılması değildir. Asıl tartışma, usulsüz tebligatın hangi tarihte hüküm doğuracağının belirlenmesi ve buna bağlı olarak kaçırılmış görünen sürelerin yeniden değerlendirilmesidir.
Tebligat Kanununun 32. maddesi bu konuda temel düzenlemeyi içerir. Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatap tebliği öğrenmişse tebligat geçerli sayılır. Muhatabın beyan ettiği öğrenme tarihi tebliğ tarihi kabul edilir.
Bu düzenleme ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir.
Çünkü usulsüz bir tebligatın tamamen yok sayılması beklenebilir. Oysa kanunun sistemi farklıdır. Usulsüzlük tespit edildiğinde mesele yalnız “tebligat geçersizdir” sonucuna bağlanmaz; muhatabın tebligatı fiilen ne zaman öğrendiği belirleyici hâle gelir.
Örneğin ödeme emri dosyada 1 Haziran'da tebliğ edilmiş görünmesine rağmen borçlu takipten gerçekte 20 Ağustos'ta haberdar olmuşsa, tebligatın usulsüzlüğünün kabul edilmesi hâlinde 20 Ağustos tarihinin hukuki önemi ortaya çıkabilir.
Ancak önce gerçekten bir usulsüzlük bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Tebligatın eski adrese yapılmış olması tek başına yeterli değildir. Evrakın muhatap dışında başka bir kişiye teslim edilmesi de tek başına usulsüzlük anlamına gelmez. Muhtara bırakılmış olması da kendiliğinden hukuka aykırı değildir.
Her bir yöntemin Tebligat Kanununda şartları vardır.
Bu yüzden tebliğ mazbatasında hangi adresin kullanıldığı, evrakın kime teslim edildiği, teslim alan kişinin sıfatı, adres kayıt sisteminin kullanılıp kullanılmadığı, kapıya ihbarname yapıştırılıp yapıştırılmadığı ve tebliğ memurunun hangi açıklamaları yazdığı incelenir.
Usulsüzlük tespit edildiğinde icra dosyaları bakımından başvuru mercii çoğu durumda icra mahkemesidir.
Borçlu, tebligat işleminin usulsüz olduğunu ileri sürerek şikâyet yoluna başvurabilir ve gerçek öğrenme tarihinin tebliğ tarihi olarak kabul edilmesini talep edebilir. Burada talebin doğru kurulması önemlidir. Çünkü hukuki amaç yalnız tebligatın “iptali” şeklinde soyut bir karar almak değil, tebliğ tarihinin düzeltilmesinin icra takibindeki sonuçlarından yararlanmaktır.
Öğrenme tarihi bu başvurunun merkezindedir.
Kişinin “Takibi dün öğrendim” demesi her durumda tartışmasız kabul edilecek bir olgu değildir. Dosyadaki işlemler, kişinin daha önce yaptığı başvurular, ödeme kayıtları, hacizlere ilişkin davranışları veya takibi daha önce bildiğini gösterebilecek başka deliller ileri sürülen öğrenme tarihinin değerlendirilmesinde dikkate alınabilir.
Bu sebeple usulsüz tebligatı öğrendikten sonra uzun süre beklemek ciddi risk taşır.
İcra ve İflas Kanununda şikâyet için genel olarak yedi günlük süre öngörülmektedir. Usulsüz tebligat şikâyetinde süre hesabı ve öğrenme tarihinin belirlenmesi dosyanın özellikleriyle birlikte ele alınmalıdır.
Tebliğ tarihinin düzeltilmesi icra takibinde önemli sonuçlar yaratabilir.
Genel haciz yoluyla ilamsız takipte ödeme emrine itiraz süresi tebliğ tarihine bağlıdır. Tebliğ tarihi mahkeme kararıyla daha sonraki bir tarih olarak kabul edildiğinde, borçlunun itirazının süresinde olup olmadığı da yeni tarihe göre değerlendirilebilir.
Fakat burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır: Tebligatın usulsüzlüğünü ileri sürmek ile borca itiraz etmek aynı hukuki işlem değildir.
Kişi yalnız usulsüz tebligattan şikâyet etmiş fakat gerekli olduğu hâlde borca veya imzaya ilişkin başvurusunu yapmamışsa beklediği sonucu elde edemeyebilir. Dosyanın takip türüne göre tebligat şikâyeti ile borca, imzaya veya takibin diğer unsurlarına ilişkin başvuruların birlikte değerlendirilmesi gerekebilir.
Benzer şekilde icra mahkemesine şikâyet başvurusu yapılması, her durumda icra takibinin kendiliğinden durduğu anlamına gelmez.
İcra ve İflas Kanunu'nun 22. maddesi uyarınca şikâyet, icra mahkemesince ayrıca karar verilmedikçe şikâyet olunan işlemin icrasını kendiliğinden durdurmaz. Hakkında haciz işlemleri başlayan kişinin yalnız dava açmış olmasına güvenerek dosyayı takip etmemesi bu sebeple risklidir.
Usulsüz tebligat iddiası özellikle hacizden sonra fark edildiğinde dosyanın güncel safahatı da kontrol edilmelidir.
Banka hesabında bloke var mı? Maaş haczi gönderilmiş mi? Araç veya taşınmaz üzerine haciz işlenmiş mi? Satış aşamasına geçilmiş mi? Tebligat şikâyeti devam ederken icra dosyasında başka hangi işlemler yapılabilir?
Tebligat uyuşmazlığı ile icra dosyasının fiilî durumu birlikte takip edilmelidir.
Ayrıca usulsüz tebligatın düzeltilmesi, borcun mutlaka ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Tebligat usulü, borcun varlığından farklı bir meseledir. Borç gerçekten mevcut olabilir fakat ödeme emri usulsüz tebliğ edilmiş olabilir; bunun tersi olarak tebligat tamamen usulüne uygun olduğu hâlde borç gerçekte mevcut olmayabilir.
Bu iki savunmanın hukuki araçları birbirinden farklıdır.
Usulsüz icra tebligatıyla karşılaşan kişinin yapması gereken, yalnız “Ben bu zarfı almadım” demek değildir. Tebliğ mazbatasını incelemek, usulsüzlüğün hangi işlemden kaynaklandığını belirlemek, gerçek öğrenme tarihini ortaya koymak ve takip türüne göre gerekli diğer itirazları süresinde yapmak gerekir.
Tebligat hukuku bazen şekle ilişkin ayrıntılardan ibaretmiş gibi görünür. Oysa icra dosyasında bir tebliğ tarihinin birkaç hafta veya birkaç ay değişmesi, kişinin borca itiraz edip edemeyeceğini ve cebri icranın hangi aşamada devam edeceğini doğrudan etkileyebilir. Usulsüz tebligatta mesele zarfın nasıl ulaştığından çok, o zarfın hukuken hangi gün ulaşmış sayılacağıdır.